SİTE ZİYARETİ
 Hoşgeldin, Misafir
Üyelik: Son Üye:
neyzen Bugün: 0
 Dün: 0
 Bekleyen: 0
 Toplam: 447
Şu An Bağlı:
 Ziyaretçi: 22
 Üye: 0
 Yasaklı: (0)
 Toplam: 22 (0)
Şu ana kadar
34465
sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: MAYIS 2009 Hit Bugün: 7 Hit Dün: 19
Server Tarihi/Saatı: 4 July 2009
08:20:46 EDT (GMT -4)
|
ÜYELERİMİZ
Üyelerimize teşekkür ederiz...
|
|
| SEÇİLEN: Ve Nihayet Noktalandı !.. - Osman KARAHANOĞLU |
Güzel yurdum,
Güzel Anadolu'm !..
Güzel Anadolu'mun güzel insanları ...
Nihayet noktalandı !..

Sanıyorum anlayamadınız ?..
ASA-HABER grubu desteği ile hizmet veren,
www.ulusunsesi.net siteside sustu !..
Neden,
Neden belli,
Neden saplantı,
Neden sabit fikirler,
Neden " kendi kendini beğenme " ve gerçekler karşısında kimilerinin halen kafalarını " deve kuşu " gibi kuma sokulması, daha saymak isterdim. Bu site çizgisi ile çakışmaz. Şimdi, tıpkı Anadol'um da yaşam sürdüğüm günlerde, yahut ta her sene tatile gelmek için sayılı günleri iple çektiğim dönemlerde olduğu gibi, yine yalnız balkonumda fakir soframda demleniyorum. Demleniyorum, çünkü artık, " beni bana bırakın " diyorum.
Çünkü " çok bilen aslanların " çoğunluğunda bize söz düşmez, düşemez artık !..
|
Gönderen: editor Tarih: 14.06.2009 Saat: 23:53 (623 okuma)
(Devamı... | 3907 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 23.5) |
|
Dostlar,
Dostlar geldi ziyarete !..
Hoş sohbet, havadan sudan ...
Karar verildi,
İstikâmet Anadolu Kavağı ...
Hedef, İstanbul Boğazının Karadenize yakın ağzında, kıyıcıkta " midye tava " yemek !.. Bu yaz sıcağında ... Can bu ? Damak tadı bu ? Ve insanın iştahını kabartan bir istek, masada buz gibi biralar. Ortada " kalamar " ve kalkan bira kadehleri ... Dudaklardan dökülen :
- " Afiyet olsun !.. "
- " Yarasın !.. "
Yahu şunun şurasında altı üstü " arpa suyu " değil mi ?.. yarasa ne yazar yaramasa sanki... Nerede o Urfa usulü acılı nefis çiğ köfte ve lavaşlara " emze " eşliğinde sarılan şişler !.. Ehhh fazla kelâm edip ağızları sulandırmayalım. Ne demiş atalarımız " taş yerinde ağırdır ... " Haklı söze can kurban !..
|
Gönderen: editor Tarih: 13.06.2009 Saat: 21:26 (649 okuma)
(Devamı... | 4121 byte kaldı | yorumlar? | SOFRA ANILARI | Puan: 22.8) |
|
| SEÇİLEN: Haklısınız Sayın Acunsal ... - Mehmet ÇAKIRAĞA |
 Son yazınız ile zaman zaman
Benimde fikirlerim örtüşmüştür.
Doğru söylersiniz ?..
 Ülkemizin bu günlere gelişinde A 'dan Z'ye
Mustafa Kemal'den sonra gerçek ve tüzel kişiler,
Kurumlar ve kuruluşların kusuru yadsınamaz.
O dönemlerdeki,
İki süper güç arasında kalan genç Türkiye,
Maalesef korkut ve dayat oyununa gelerek, Mustafa Kemal'den hemen sonra kırmızı çizgilerinden sapmış ve saptırılmıştır. O günlerde hatırlayın NATO şemsiyesi altına kapağı atmak için üye olmadığımız hâlde " Kore " ye asker göndermedik mi ?.. Neye karşılık dersiniz.
Lozan Antlaşması'nı bir türlü içine sindiremeyen ABD kuyruğuna takılmak için. Rafa kaldırılan " sanayii hamleleri " ve hemen IMF ve Marshall Yardımına teslim olanlar, günümüzde ise vakur ve kendini beğenmiş, kendilerini başarılı görmekten bir türlü vaz geçemeyenlerin hezeyanları ...
Süper Güç ABD ...
|
Gönderen: editor Tarih: 04.06.2009 Saat: 04:34 (685 okuma)
(Devamı... | 5269 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 22.8) |
|
| SEÇİLEN: Ülkenin Suskunluğu !.. - Mümtaz SALİHOĞLU |
Bizim kuşak bilir.
Yahut anımsar " ödül kahır " sözcüğünü ...
Sanırım bu sözcüğe bir kez " EKO'nun Meyhanesi "
Yazılarında rastlamıştım.
Bir başarı veya bir kutlama sonunda,
İnsanoğluna sunulan " ödül " dür ...
Fakat " kahrın ödülü " olur mu dersiniz ?..
Olur, olur ben hatırlıyorum.
Rahmetli dedem ve peder, nohut oda, bakla sofa cumbalı ahşap verandalı evlerin verandasında keraat vakti olarak anılan zaman geldiğinde seslenirlerdi " nerede kaldı bizim ödül kahir !.. " diye...
Sonra bahçenin en mütena yerinde erik ve kiraz ağaçlarının gölgesinde, dut ağacı yanıbaşında durmaksızın fışkıran fiskıyeden yükselen sesler arasında kadeh adı ile anılan gerçek kadehler ile rakının tadını damaklarında duyarlardı...
Bu gün gibi hatırlıyorum.
Anılarım o kadar taze ve canlı ki,
Sanki o günleri yaşar gibi oluyorum...
|
Gönderen: editor Tarih: 02.06.2009 Saat: 22:54 (710 okuma)
(Devamı... | 4428 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 21.7) |
|
| SEÇİLEN: Neden Sayın Neslihan Şener Neden ?.. - A. Selçuk ACUNSAL |
Teşekkürler,
Sayın Neslihan Şener ...
Dikkatinize hayranım.
Neden ?..
Son günlerde yaşananlar,
2003 yılında Powel ile Abdullah Gül arasında imzalandığı söylenen dokuz maddelik antlaşma yaşama geçiyor. Bizler evet bizler hâlen ulus olarak suskun, puskun ve bekleme konumunda Yaşar Yakış'ın ifade ettiği gibi " kuzu kuzu " bekler durumdayız.
Üzerimize " ölü toprağı serpilmiş " bekliyoruz.
O halde yaşanan gerçekler ...
Kaybettiğimizin kanıtı değil mi ?
Sayın Neslihan Şener !..
Sadece ben değil, site yazarlarına bir bakın lütfen.
İşte bu nedenledir ki;
Artık ilgilenmiyorum.
Artık ilgi alanım günlük yaşam !..
|
Gönderen: editor Tarih: 02.06.2009 Saat: 01:23 (700 okuma)
(Devamı... | 7327 byte kaldı | 3 yorum | SEÇİLEN | Puan: 22.4) |
|
| SEÇİLEN: Olmadı Doktor Olmadı !.. - Costa ZARİFİS |
Olmadı doktor ...
Olmadı hiç olmadı !..
Hani bir söylem vardır.
Müslüman yurttaşlar söyler sık sık ...
Yahu şu " imam ve cemaat " söylemi ...
Şimdi sen, sigara nargileden bahsedersen ...
Cemaat ne yapar düşündün mü ?..
Hiç sevgili Doktor !..
İnsan bile bile kendisini zehirler mi ?..
Doktor olarak,
İnsan sağlığı için hizmet verenlere
Yakışmaz ...
Ne sigara,
Ne pipo ve
Ne de nargile !..
Sizde bilirisiniz ya sigara ve zararlarını ...
Şimdi sakın sen yeşilaycı mısın ?
Diye sormayın !..
|
Gönderen: editor Tarih: 27.05.2009 Saat: 02:14 (712 okuma)
(Devamı... | 2507 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 26.3) |
|
| SEÇİLEN: Kaymaklı Ekmek Kadayifi !.. - A. Selçuk ACUNSAL |
Dostumuz Erçetin,
Ballandıra, ballandıra " ekmek kadayifi "
Dostumuz, elleri ile yapmak istedi. Sağolsun ...
Dostumuzu yormamak, zahmete sokmamak için malzemelerin alınmasına mani oldum. Ancak gel gelelim, nefis işte, alış veriş yaparken gözümüzün içine bakan " ekmek kadayifi " ve " kaymak " içimizi gıdıkladı.
Canımız çekti. Nihayet almağa karar verdik.
Mâlum dört kişiyiz,
Erçetinler ve Acunsallar ..
Bildiğiniz gibi Moraylar gelemediler...
Tümerler ise bir türlü
Sıhhat şerbetine ulaşamadılar.
Soğuksu, terli terli balkon sefası
...............
Bu nedenle dört parça almağa lkarar verdik.
Tuğrul Kardeş, alış veriş için tezgâhtarla meşgûl
Ben ücreti ödeyim diyerek kasa görevlisine sordum
Hesabı ödemek için ...
- " Yirmi dört lira " yanıtı Tuğrul kardeşi çileden çıkardı.
|
Gönderen: editor Tarih: 27.05.2009 Saat: 02:01 (716 okuma)
(Devamı... | 4577 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 27.4) |
|
| SEÇİLEN: Nargile İçmek Sigara İçmeğe Banzemiyor !.. - Yüksel CAVLAK |
 Bir hafta sonu arkadaşım Ali geldi
Ve bizi hem tavuk göğsü yemeye hem de nargile içmeye davet etti.
- “Ali, biliyorsun tavuk göğsünü çok severim, ama hayatta ne sigara ne de nargile içtim” diyince
- “İyi ya, öğrenmiş olursun, en azından bir dene” diyerek beni ikna etti. Ve bizi, taksi tutarak Rumelihisar`a yakın  bir yerde çay evine götürdü. İlk önce çaylarımızı içtik ve bir müddet sonra da gelen tavuk göğsünü yedikten sonra, tekrar taksiye binerek Emirgan`da sahile yakın bir çayevine gittik.
Garsona, bana ve kendisine nargile ısmarladı.
Aradan bir müddet sonra, bizim nargileler geldi. Elime nargileyi tutturup,
- “Hadi Yüksel, bir dene bakalım. Benim yaptığım gibi yap, suyu bir fokurdat” dedi”
Ben de onun dediği gibi, yaptım ve suyu fokurdatarak ateşin üstünde yanan tütünü içime çekmeye başladım. Bana tarif ettiği gibi, çiğerlerime çekmedim ağzıma gelir gelmez, dumanı dışarı verdim.
- “Vallahi hem kolay hem de eğlenceli bu nargile içmek” diyince, Ali gülerek
- “Ben sana demedim mi?” dedi.
|
Gönderen: editor Tarih: 27.05.2009 Saat: 01:33 (739 okuma)
(Devamı... | 4152 byte kaldı | 2 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.6) |
|
 Çilingir sofralarından
" Karides Tava " nedir ?..
Nasıl hazırlanır ?..
Sadece balık sofrasında değil ...
Her zaman yenebilecek harika bir lezzet...
Tarifi ve hatta yapımı :
Hepinize kolaylıklar diliyorum.
Malzemeler :
1 Kg. (dondurulmuş) Karides
1 Çay Bardağı Ayçiçek Yağı
1 Yemek Kaşığı Tereyağ
2 Diş Sarımsak
2 Çay Kaşığı Pul Biber
Tuz
Yapılışı :
Karidesleri bol suda haşlayın. Renkleri beyazlayıp, boyutları küçüldüğünde pişmiş demektir. Tadına bakarak kontrol edin ve süzün. Bir tavaya ayçiçek yağını koyup kızdırın ve karidesleri ekleyin. Rengi kızarıncaya kadar kavurun. İndirmeye yakın ( 1-2 dk. kala ) ezilmiş sarımsakları ve pul biberi ekleyin.
Altını kapatınca tereyağını ekleyin ve karıştırın.
Sıcak servis yapın.
Not : Boşuna dememişler, denizden babam çıksa yerim diye ...
|
Gönderen: editor Tarih: 23.05.2009 Saat: 02:46 (727 okuma)
(Devamı... | 1 yorum | MEZELER | Puan: 27.1) |
|
| SEÇİLEN: Vakit Tamam, Dönüş Yolcuğu Başlıyor ... - A.Selçuk ACUNSAL |
Yine dillere yer eden tümce ...
" Vakit tamam !.. "
Bu kez olan akşam değil !..
Bu kez zaman doldu, zaman ...
Dönüş vakti tamam !..
Geldik bir türlü sıcaklarla tanışamadık.
Dönüyoruz, hâlen gökyüzü bulutlarla kaplı ...
Güneş, bir türlü yüzünü göstermedi ...
Kastı biz fakire mi ?..
Çözemedim gitti ...
Zaman zaman düşünmüyor değilim hani !..
Bir kaç gün daha kalacak olsak nerede ise Mayıs ayı sonunda kar yağacak sanırsınız. Ayaklarıma da baktım hiç düz tabanlık emaresi yok... Velhâsılı kelâm çözemedim gitti ... Antalya'nın göbeğinde " Kokareçci Hilmi " ile tanıştık.
Bu mekân sardı beni ...
Buz gibi kısmen damaklara acı etkisi veren " şalgam suyu " ve domatessiz " kokareç " tatil süresinde bir kaç kez bu zevkten mahrum etmedik kendimizi... Kendi kendimize " yarasın " dedik sık sık ... Efendim AB ülkelerinde kokareç, uykuluk, işkembe çorbası vs yasaklanmış.
|
Gönderen: editor Tarih: 23.05.2009 Saat: 02:27 (729 okuma)
(Devamı... | 5105 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 24.7) |
|
Yine akşam,
Yine kızıl ve mor kostümler içinde,
Nazlı bir sevgili gibi önümüzde uzanan ...
Akdeniz Akşamları !..
Vakit tamam,
Çilingir soframız tamam !..
Kadehler doluyor ...
Kadehler kalkıyor ...
- " Şerefe ... "
Ve güftesi Vecdi Bingöl'e bestesi Sadettin Kaynak'a ait ...
Hicaz makamında ve Düyek ...
Türk Müziği olmadan " Çilingir Sofrası " olur mu ?
................
|
Gönderen: editor Tarih: 23.05.2009 Saat: 01:46 (726 okuma)
(Devamı... | 5364 byte kaldı | yorumlar? | SOFRA ANILARI | Puan: 26.5) |
|
| SEÇİLEN: Rakı Ve İşkembe Çorbası ... - Yüksel CAVLAK |
 İstanbul`a her gelişimizde, hem okul hem de mahalle arkadaşım Ali bizi Boğaz`daki bir lokantaya davet ederdi.
Kendisi, bir büyük firmanın müdürü olduğu için, gerek yurdışından gerekse yurtiçinden gelen kişileri, tanınmış lokantalara götürdüğünden, nerede hangi tanınmış lokantaların olduğunu gayet iyi bilirdi. Bizi bir akşam Boğaz`ın  Anadolu yakasındaki bir lokantaya davet etti.
Masaya gelen garsona, aparatif olarak mezeler ve onun yanına da bir şişe rakı ısmarladı. Rakıyı, daha önceden soğutulmuş bardağa konulduktan ve üstüne de su ilave edildikten sonra, yudumlamaya başladık. Ana yemek gelmeden önce biz rakı şişeni yarılamıştık. Bunun üzerine ben arkadaşıma,
- “Aliciğim, biraz hızlı gitmiyor muyuz ? Biliyorsun eşim ve ben pek alışık değiliz. Daha şimdiden dudaklarım uyuşmaya başladı, belkide yemekten sonra masadan kalkamayız.” dedim. Bunun üzerine,
- “Hiç bir şey olmaz. Sen keyfine bak !” diyerek tekrar doldurulan bardakları havaya kaldırıp içmeye ve eski günleri gülerek anmaya devam ettik. Yemek faslı bittiğinde ikinci büyük rakı şişesi de bitmiş oldu. Ali, rakı içmeye alışık olduğu için, o bizden daha çok içmişti. Ondan daha az içmeme rağmen, bacaklarda kuvvetin azaldığını hissetmeye başladım.
|
Gönderen: editor Tarih: 21.05.2009 Saat: 00:39 (784 okuma)
(Devamı... | 5380 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 21.2) |
|
| SEÇİLEN: Moray'lar Ve Antalya ... A.Selçuk ACUNSAL |
Dost bildiklerimiz,
Dost ...
Sihirli sözcük !..
Yüreklere yerleşen sıcacık, ifade edilmesi zor duygular.
Duygusal anlar ...
Telefonum çaldı,
Kulağımda " dostum "
- " Yola çıktım, geliyorum " diyor.
....................
Erçetin'ler, Tümer'ler ve Moray'lar ...
Akdenizin kıyısında, buluşacağız yakında ...
Kıvançta, tasada, yürekleri yakan
Yurt sevdasında ...
Sohbetler başlayacak yakında ...
....................
Sevgili Fevzi Moray ve eşleri
Nermin hanımefendi ...
Çağrımızı kırmadılar ...
Buluşma yakın ...
Gerçi bedenler uzaklarda da olsa,
Yürekler ve düşünceler aynı ...
Kurulmuş duvar saati gibi " vatan " diye çarpıyor ...
Lakin, tentelerin altında korunduğumuz, " Hilmi Usta " nın mekânında
Buz gibi nefis bir şalgam suyu ile " kokareç " veya adı üzerinde " Park Doyum " da havuzun hemen yanı başında yükselen fıskıyelerin sesi altında " Adana", " Urfa " , " Burdur " artık uyanan yurttaşlardan olan yağız Anadolu insanı garsonlarla memleket sohbetleri...
Yaklaşıyor gün be gün buluşma ...
|
Gönderen: editor Tarih: 17.05.2009 Saat: 01:39 (793 okuma)
(Devamı... | 8683 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 22.1) |
|
| SEÇİLEN: Atatürk, Eğitim Ve İçki Yasağı ... - Oktay ÇAĞLAR |
 Dostlar,
Mustafa Kemal'in düşünmek
O'nu anılarında yad etmek ...
İşte benden de siz dostlarıma küçük bir anı yazısı ...
" ... Türk ulusal kurtuluş savaşını yapmak üzere Atatürk'ün öncülüğünde
23 Nisan 1920'de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Meclis açıldıktan beş, Meclis'in bir yürütme organı oluşturmasından ise sadece üç gün sonra verilen dördüncü kanun teklifinin konusu neymiş biliyor musunuz ?
Ben de, Onur Karahanoğulları'nın Phoenix Yayınları'ndan çıkan 'Birinci Meclisin İçki Yasağı: Men-i Müskirat Kanunu' adlı kitabından öğrendim, her türlü alkollü içkinin içilmesini ve üretilmesini yasaklayan bir kanunmuş bu.
28 Nisan 1920'de, daha sonra Lozan Antlaşması'nın Meclis'teki görüşmelerinde Atatürk'le çok sert tartışmalar yapacak, 'İkinci Grup' diye bilinen muhalif grubun önde gelen üyelerinden olan ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün muhafızlığını yapan Topal Osman ve adamlarınca öldürülecek olan Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey bu kanun teklifini sunmuş.
Teklif altı yıl boyunca Meclis'te uyuduktan sonra 1926'da yasalaşmış ve genç Türkiye Cumhuriyeti 790 sayılı bu ilk kanunlarından biriyle içkiyi yasaklamış, yasak ancak 1932 yılında bugün artık tamamen özelleştirilen Tekel'in kurulmasıyla ortadan kalkmış.
|
Gönderen: editor Tarih: 17.05.2009 Saat: 00:51 (801 okuma)
(Devamı... | 9675 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 21.3) |
|
| SEÇİLEN: Atatürk Ve Sofraları ... - Sencer KUTLU |
Madem bu site bizim,
O halde, karınca kararınca
Bir şeyler yapmak şart oldu.
Alkol ile başım hoş değil,
Çünkü, spor ve ben bir bütünüz.
O zaman benden de sizlere
Bir Mustafa Kemal anısı ...
" ... Atatürk'ün sofrası, zaman zaman söylendigi gibi bir isret ( içki ) sofrası değildi. Her akşam mütehassis (uzman) insanlar toplanır, o mütehassis insanlar orada yemek yerler, bu arada yemek yerken de,rakı içerlerdi.
Buna ait size bildiğim bir şeyi de nakledebilirim: Bana Atatürk adeta bir imtiyaz vermisti. Belli belirsiz randevu almadan geleceksin diye. Zaten ben üç gün gitmesem arattırır, vaziyetimiz, münasebetimiz böyle idi.
Bir akşam yine kendi kendime çıkıp Çankaya'ya gittim.
Sofrada ancak bes altı kişi var.
Atatürk inmiş sofraya ...
Atatürk ayak üzerinde ve eli de cebinde ...
Dolaşıyor ...
|
Gönderen: editor Tarih: 17.05.2009 Saat: 00:24 (811 okuma)
(Devamı... | 6049 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 22.0) |
|
 Vatan kurtulduktan,
Ülke bir düzene kavuştuktan sonra
Atatürk rakı içmeye başlar.
Ancak hiçbir zaman bağımlı olduğu söylenemez.
Bu durumuma ispat olarak Nutuk’un yazıldığı süre boyunca içki içmemesi de gösterilebilir.
Sarhoşluktan hoşlanmayan, sarhoş olanları kibarca uyararak sofradan uzaklaştıran, hatta bir keresinde sofrayı bizzat kendisi terkeden Atatürk’ün sofrasında rakının saati ve usulü bellidir.
Atatürk döneminde Özel Kalem Müdürü ve daha sonra Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri olan Hasan Rıza Soyak’ın aktardığına göre Atatürk, gündüz içilmesine ve vazife başındayken içilmesine, siyasi ve önemli konular hakkında konuşulacağı, kararlar alınacağı durumlarda içilmesine kesinlikle karşıdır.
|
Gönderen: editor Tarih: 16.05.2009 Saat: 23:56 (802 okuma)
(Devamı... | 7769 byte kaldı | yorumlar? | RAKI SOFRASI | Puan: 22.2) |
|
| ISKARMOZ: Hafıza'i Beşer Nisyan İle Malüldür ... |
 Bilirsiniz ? ..
Daha doğrusu hepimiz biliriz.
Ünlü bir söz vardır,
"Hafıza'i beşer nisyan ile malüldür" diye.
Yani "insan aklı unutma özürlüdür" der atalarımız ...
Bu teşhis tam isabettir.
Ne yazık ki insanımız bu hastalığın önlemini alma konusunda pek başarılı olamadı. Tam tersine her gün bir unutkanlık hapı yutmuşcasına tarşhten ders alma refleksimiz köreldi. Bu nedenle toplum olarak hatalarımızı bir kısır döngü içinde tekrarlayarak bugünlere geldik.
Ve de Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği "çağdaş uygarlığa" bir türlü sıçrayamadık.
Ünlü yazar Bertolt Brecht'in şu sözleri tam da bu meseleyi ifade eder...
"Büyük sıçrayışları gerçekleştirmek isteyenler birkaç adım geri gitmek zorundadır. Bugün, yarına dünle beslenerek yol alır" Bu durum, geri ve dikiz aynalarına bakmadan yol almaya benzer. Bunu yapamadığımız için de pek çok kez yol kazalarına uğradığımız bir gerçektir.
|
Gönderen: editor Tarih: 16.05.2009 Saat: 23:26 (805 okuma)
(Devamı... | 3327 byte kaldı | yorumlar? | ISKARMOZ | Puan: 20.7) |
|
| SEÇİLEN: Tümer'ler Erçetin'ler Ve Dostluk ... - A. Selçuk ACUNSAL |
Bilir misiniz ?
Beylik bir söylem vardır ...
Anımsayın " ...insanlar konuşa konuşa ... " derler...
Teknolojik imkânlar ...
Önce küçük mesajlar,
Sonra karşılıklı sanal sohbetler ...
Daha sonra, dost sohbetleri ...
Ve sonunda, Antalya'da buluverdik kendimizi, kırk iki yıllık can yoldaşımla ... Sanal ortamda başlayan dost sohbetleri, mangal başında kurulan " çilingir sofraları " ile devam ediverdi. Erçetinler ile başlayan kaynaşma ve iç güdüsel dostluk pekişe dursun, çalan telefon ve Tümer'lerden Mustafa Kutsi Tümer ...
Kısa ve öz olarak,
- " Ağabey, sizi kahvaltı'ya bekliyorum " diyordu.
Ahizenin öbür ucundan.
Bakalım, kısmet falan derken, tıpkı Sacide bacımın dilinden düşürmediği, üstad Cahit Sıtkı Tarancı'nın " ... Haydi Abbas vakit tamam " misali vakit ve saat tamam olunca, düzülü verdik bizim emektar düldül ile yollara...
Konyaaltı'ndan Lara'ya doğru ...
Çalıverdik sekizinci katta bir dairenin kapısını ...
Ve Sacide bacım önde, bizim hanım arkasında ...
|
Gönderen: editor Tarih: 15.05.2009 Saat: 00:47 (815 okuma)
(Devamı... | 7511 byte kaldı | 2 yorum | SEÇİLEN | Puan: 24.8) |
|
| SEÇİLEN: İşgüzarlık Mı ? Yoksa (!) - Osman KARAHANOĞLU |
Tarih bilmek,
Hak edilmeden gelinen makamlarda yardımcı olur.
Yönetmeğe çalışma gösterisine !..
Şimdi durup dururken nereden çıktı !..
Tarih bilmek !..
Tarih bilmemek !..
İşte sonucları,
İşgüzar bir bay vali ferman buyurmuşlar ...
" Tebam içki içmeye ha !.. "
Neden ?..
Yasakladım !..
..........
O halde kaldırın kadehleri,
Ferman buyuran bay vali şerefine !..
Şerefe !..
.........
Gıdıklayın da güleyim.
Tarih kitaplarını birer birer açacak ve bakacaksın ...
Bakacaksın ki, hangi yasak ne kadar sürebilmiş !..
.........
Efendim fermanı beyenmeyenlere yollar açık !..
|
Gönderen: editor Tarih: 15.05.2009 Saat: 00:01 (812 okuma)
(Devamı... | 3596 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 25.1) |
|
| SEÇİLEN: Hayat Dediğimiz Süreç !.. - Tuğrul ERÇETİN |
 Bu dünyaya yalnız gelir ve yalnız gideriz.
İşte bu aradaki süreç hayat değil mi sizce ?
Yaşamayan ne bilir ki hayatı.
Yaşamak gerekir elimizden geldiğince yaşamı.

Korkularımızla, endişelerimizle, beklentilerimizle, sevgilerimizle, hüsranlarımızla, ama yılmadan. Çünkü her gecenin ardından bir sabah olacak. Güneş tekrar doğacak. Yeni bir gün, yeni bir umut başlayacak. Güneş kovacak endişelerimizi, korkularımızı. Ama bilin ki gecenin en karanlık anında bile yıldızlar vardır bize ışık veren, yol gösteren.
Bunu görmek, duyumsamak gerekir.
Bize hayata bağlayan en büyük etkenlerden biri
Sevgi değil midir sizce ?
Sevmek gerek, hele bir de sevilirsek hayat daha kolay olmaz mı ?
Sevgi yüreğimizde yanan bir volkandır.
Bu öyle bir volkandır ki patlayıp sönse bile yıllar boyu belki ömür boyu tütüp gider.
Sevgi gözlerde hayat bulur kalpte saklanır.
Hani bazı zaman, gecenin bir vaktinde uykuya dalmadan, kendimizle baş başa kaldığımızda, kalbimizin sesini dinlediğimizde, ta ki uykuya dalana dek geçen süreç içinde, maziye gömülüp içimizde derin bir sızı ve dudaklarımızda acı bir tebessüm duyduğumuzda, anılarımız bir bir canlanır.
|
Gönderen: editor Tarih: 14.05.2009 Saat: 23:45 (815 okuma)
(Devamı... | 5246 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 25.6) |
|
| SEÇİLEN: Kaygılardan Uzak !.. - Perran KUTLU |
Kaygılardan uzak,
Karamsarlıktan azade bir ortam ...
Ve " iskarmoz " akşamların kızıllığında bir barınak...
Tıpkı, günlük çabalamalar sonu yuvasına dönen,
Yorgun kuşlar gibi, gerçeklerden uzak bir ortam !..
Rakı, roka ve balık demiş, sayın Fevzi Moray...
Evet sayın Moray,
Bu mered, şiseden çıkan cin gibi çarpar kimilerini ...
Sakın, sakın !.. Avaz avaz " yeşilaycı " kesilen zibidiler ...
Tıpkı kasap dükkanlarının önünde yalanıp, asılı ciğerlere bakarak iç geçiren kediler misali ... " ... uzanılamayan ciğer mundar " mı acaba ?.. Yoksa yediden yaratılmaya çalışılan inaç dayatmasının talim fişekleri mi ?.. Ne yazar veya kaç yazar !.. Eskiler hep anlatılar; " rakı sofraları " eğer sofra adabı muaşeretine uygun olursa her saniyesi bir kültür ve bilgi hazinesidir.
|
Gönderen: editor Tarih: 14.05.2009 Saat: 23:29 (824 okuma)
(Devamı... | 3825 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.5) |
|
| SEÇİLEN: Yarım Kalan Başarılar ... - Fevzi MORAY |
Ancak böyle takviye edilir,
İhtiyarım altı patlarım benim..
Bir zamanlar sanal olarak açtığın mekanları sevdiklerinle birlikte gerçek stres atma yerine dönüştürdüğün için sana ve seninle birlikte o havayı ,suyu ,rakıyı , rokanın en hasını tabii ki balık ile süsleyenlere helal olsun ..
Hele bu ortamı , şu an dünya'nın en güzel şehirlerinden biri olan Antalya'da ve oranın da en güzel mevsiminde ( zamanında ) yaratmakla , birbirini sayan ve sevenleri böyle güzel yerlerde buluşturmakla başarının kapıları da aralanır , kim bilir...
Bu sayede daha bir dinlenmiş,
Moral depolamış olarak Türkiye meselelerine el atılmasına
Ve başarılı olmasına da bu imkan sağlanacaktır...
İhtiyarım altı patlarım,
Özlenen mekanlarda buluşmayı mükemmel zamanlama ile başlatmandan çok memnun olduğumu bilmelisin..Size şu an çok imreniyorum.. Belki sizler gavur İzmir'e gelmeden ben eşimle birlikte Antalya'da olurum..
|
Gönderen: editor Tarih: 14.05.2009 Saat: 02:05 (806 okuma)
(Devamı... | 2313 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 23.6) |
|
Mâlum, tatildeyiz ...
Artık dolaşmak farz oldu ...
Hele hele dostlar ile birlikte ...
Dostlar,
Sevgili Erçetinler ...
Paylaşıverdi bizlerle fakirhanelerini ...
......
Dostluk evet evet gerçek dostluk bu olsa gerek ...
Uzatmayalım ...
Mangal sefâsı sonunda, kahveler yudumlanırken,
- " Sacide bacım, yarın Kaş'a gidiyoruz !.. " deyiverdim..
Dedik ya, gönüllerde dost çırpınışları kanatlandığında her yer mutlu kılıyor insanı ... Akdeniz'in kenarında yılan gibi kıvrılan, bakımlı karayolundan uzanı verdik. Sırası ile Göynük, Kemer, Kumluca, Finike, Demre ve Kaş'a doğru. İlk durak
ve çayları yudumlarken, bilinen " kene " muhabbeti ... Ve bizim dostların bir türlü yakalarını kurtaramadıkları " sigaraları " tellendirme keyifleri ...
Öğle saati, Kumluca'dan " teğet " geçip vardık Finike'ye ...
Hani " teğet " dedimse, o bilinen " teğet " gibi değil elbet ...
Finike'de baş eti karışımlı ızgara köfteler, Antalya usulü tahinli piyaz ...
Ve bol su ...
|
Gönderen: editor Tarih: 14.05.2009 Saat: 01:39 (809 okuma)
(Devamı... | 7153 byte kaldı | yorumlar? | TATİL ANILARI | Puan: 23.4) |
|
Yine akşam oldu,
Menekşelendi dağlar ...
Şu an Iskarmoz'dan çok ıraklarda ...
Kızıl ve mor giysilere bürünen Antalya akşamları,
Ve bir an kulaklarımda bacımın sesi ...
- " Haydi Abbas, vakit tamam, akşam diyordun .... " kurulan çilingir soframızın başında ... gerçek dostlar arasında ve sonbahar rüzgarları esen bahtımızın nadide bir demi maziye kayan tatlı anılarla dolu dakikalar ... ve sürekli mutluluk ve huzur veren sohbet ...
Bir anda kulaklarımıza ulaşan,
Üstad Sadettin Kaynak'tan ...
Oluktan su boşalırcasına tatlı tatlı yükselen,
Bizleri önce sessizliğe sonra da Hüner Çoşkuner'e eşlik ettiren nağmeler ...
" ...
Bir rüzgardır gelir, geçer sanmıştım ...
Meğer başımda esen, kasırgaymış sevgilim ...
Gönül oyunudur bunun izi kalmaz demiştin
Meğer içimde yanan bir volkanmış sevgilim
........................
"
|
Gönderen: editor Tarih: 13.05.2009 Saat: 01:40 (809 okuma)
(Devamı... | 3589 byte kaldı | 2 yorum | ISKARMOZ | Puan: 22.8) |
|
Uzaklardaki tepelerde hâlâ kar var...
Akdenizin kıyısında, güneş ufka yaklaşmış...
Deniz ile gök yüzünün kaynaştığı noktalarda yer yer kızıllıklar.
Mangalımızdan yükselen dumanlar ve etrafa yayılan nefis kokular arasında kurmuşuz " çilingir soframızı " Akdenize karşı ... Kadehlerimiz dolu, servis tabaklarımızda beyaz peynir, közlenmiş biber ve domates ... Sanki yudumluyoruz " Akdeniz akşamları " nı dostlarımla birlikte ...
Bilirsiniz sizler de ...
Derler ki;
- " Dostumun dostları dostlarımdır ... "
Soframıza gelenler var ...
Kocaman bir " çiğ köfte " sahanı !..
Ve masaya eklenen iki iskemle ...
Henüz otuzuna gelmemiş, genç kızımız ve ardında otuzunu aşmış sanırım kırkına merdiven dayamış bir genç ve tanışma ve karşılama sonra tekrar çilingir soframıza avdet. Sonra dolan rakı kadehleri, tabaklara konan sıcak ızgaralar arasında kalkan " rakı kadehleri " ve dudaklardan dökülen mırıltılar " Şerefe !.. " Ve sesini yükseltmeğe çalışan radyo ve yükselen nağmeler ...
|
Gönderen: editor Tarih: 13.05.2009 Saat: 01:19 (820 okuma)
(Devamı... | 5367 byte kaldı | yorumlar? | SOFRA ANILARI | Puan: 22.7) |
|
| SEÇİLEN: Vatan Kurtaran Şabanlardan Uzak !.. - Mehmet ÇAKIRAĞA |
Dostlar,
Vatan kurtaran Şaban'lardan uzak,
Demleniyorum bu akşam !..
Gönlümce, önümde beyaz peynirim ...
Tekirdağ kavunum,
Buzlu rakım ve kıyıya vuran dalgacıkların sesleri ...
Artık duymak istemiyorum,
Palavra somun pehlivanlarının naralarını ...
Zaman zaman acıyorum geçirdiğim
" Boş saatlere "
Ve bizleri kandıran şu " özde " gibi görünüp, aslında " sözde " şaklaban " vatan kurtaran Şaban'lara " günlerdir, aylardır hatta yıllardır; aynı terane ve tantana aynı plakları dinlemekten kulaklarımız musiki sağırı oldu sanki... Hele hele yahu bak bak falanca şöyle yazmış, fişmekanca şöyle söz etmiş.
Miş, miş ve miş...
Elin nerede " okey masasında okey taşlarında "
Yemiyorlar muhterem yemiyorlar ...
|
Gönderen: editor Tarih: 13.05.2009 Saat: 00:38 (821 okuma)
(Devamı... | 4050 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 22.8) |
|
| SEÇİLEN: Ömrümüzün Son Demi !.. - A. Selçuk ACUNSAL |
Dostlar,
Farkında olmamak elde değil ...
Bu son fasıl, bu son demler ...
Bizim kuşak için, öyle değil mi ?..

Mazi ve mazide kalan anılar ...
Çocukluk günlerimiz, ilk okul sıraları,
Bilya oynadığımız, tozlu arsalarda ...
Bu gün beton yığınları yükseliyor.
Bezden top yaparak kovaladığımız alanlar yok olmuş... Dut ağaçları kesilmiş, kiraz ağaçları kurumuş. Hayat ve insanoğlu acımasız değişimi karşısında bizim kuşağa sanki yabancı olmuş ... İnsan ister istemez, " ... Maziye bir bak neler neler yaşadık !.. " diye eski bir şarkıyı mırıldanıyor ister istemez.
..........
Kimi dostlar ile de yollar ayrılmış ...
Zamanın acımasız çarkları karşısında değişmeyen köklü dostluklar ve belleklerde sürekli yaşayan gerçek her biri bizim kuşak için " ... dönülmez akşamın ufku " kadar uzak yaşananlar ... Bütün düşüncelerle yalnızım bu akşam. Ne bir kuş ne bir haber var gelen ... Pencereden uzanan akşamın kızıllığı ile sarmaş dolaş olmuş " Kız Kulesi " ve kızıllaşan boğazın sularında dalganan " Yeni Camii " gölgesi ...
|
Gönderen: editor Tarih: 05.05.2009 Saat: 00:07 (824 okuma)
(Devamı... | 7219 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 22.9) |
|
| SEÇİLEN: İstanbul'u Hissetmek ... - Tuğrul ERÇETİN |
 Geçmişte aralık ayının bir günü;
Gecenin geç vakitlerinde bir ağlayış
Ve İstanbul’a ilk merhaba.
Anlatıldığına göre soğuk bir hava,
 Sokağı aydınlatan lambanın ışığında
Uçuşan beyazcıklar...
Arnavut kaldırımını boyamakta.
Arada bir esen hoyrat bir rüzgar
Boyayı bir toz gibi havalandırmakta.
İşte böyle bir kış günü tanıdım İstanbul’u.
Şairlere, güftelere konu olan İstanbul’u.
İstanbul’u yaşamak, bir yıldız yağmuruna tutulmuş gökyüzü gibi esrarengiz ve renkli.
Nereden başlasam anlatmaya, gerçekten zorlanıyorum. Anılarımdaki İstanbul’u hatırlamaya çalışıyorum. Tek bir korkum var eski İstanbul ile yeni İstanbul’u mukayese etmek. Ama etmeyeceğim.
Taksim’den Beyoğlu’na gittiğinizde mutlaka çiçek pasajına uğramadan geçmek olmazdı. Kendine özgü bir havası vardı eskiden, oradan Tünele gidip, aşağıya doğru inip Karaköy’e geldiğinizde Sarayburnu’nu ve Topkapı Sarayı’nı görürsünüz, birden hayallere dalarsınız.
|
Gönderen: editor Tarih: 04.05.2009 Saat: 23:22 (814 okuma)
(Devamı... | 7534 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 22.6) |
|
Yıl 1966.
Vatani görevimi yapmak üzere Ağustos ayında İzmir`in yolunu tuttum. O yıllarda iki aylık eğitim, İzmir/ Hatay`daki okulda yapılıyordu.
Ülkenin çeşitli kentlerinden ve yurtdışından gelen doktorlar, burada bir aradaydılar. Hafta sonu geldi mi, bizleri bir sevinç kaplardı.
Bize verilen, askeri öğrenci giysileri giyer, İzmir`in yolunu tutardık. Okulda, Gaziantepli bir meslektaşla tanıştım. İkimizin de derdi aynı idi; eşlerimizden uzaktaydık ve ikisi de bebek bekliyorlardı. Bir hafta sonu akşam üstü Kordonboyu`nda gezinirken, küçük bir balıkçı lokantası gözümüze ilişti. Arkadaşıma “Ne dersin, burada bir balık yiyelim mi? “diye sorduğumda “Valla fena olmaz” dedi ve kendimizi içeride bulduk. Yanımıza gelen garsona balık yemek istediğimiz söylediğimizde
- “Size bu sabah yakalanmış olan ızgara çipura tavsiye ederim” dedi.
Arkadaşım
- “Oldu olacak, yanına da bir kırmızı şarap alırız” dedi.
Garson siparişi aldı ve biraz sonra elinde kırmızı şarap şişesi, bir sepet ekmek ve çoban salatası ile döndü. Bir yandan şarabımızı yumdumlarken, diğer yandan da kızarmakta olan çipuranın kokusunu alırken, iştahımız bir kat daha artıyordu. Nihayet garson ızgarada kızarmış çipuraları ve roko salatası ile geldi ve
- " Afiyet olsun” diyerek masaya tabakları bıraktı.
İşte ilk kez hayatımda çipura ve kırmızı şarap ile böyle tanışmış oldu.
|
Gönderen: editor Tarih: 04.05.2009 Saat: 11:19 (812 okuma)
(Devamı... | 3240 byte kaldı | 1 yorum | SOFRA ANILARI | Puan: 22.3) |
|
Ekmek Kadayıfı Tarifi
Malzemeler :
- 1 adet ekmek kadayıfı
- 650 gr. Toz şeker
- 3 su bardağı su
- 1 çay kaşığı limon suyu
- 52 cm. çapında tepsi
Ekmek kadayıfı ortadan enine kesilmiş iki dilim olması üzerine bu tarif verilmiştir. Ve her dilim için bu tarif anlatılmıştır. Ekmek kadayıfının bir dilimi başka bir tepside üzerine 3 bardak ılıktan biraz sıcak su dökülerek ıslatılır.
Diğer tepside 650 gr. Toz şeker 3 bardak su ile eritilir. Eritildikten sonra içine 1 çay kaşığı limon suyu katılır. Kaynadıktan sonra orta ateşe alınır ve diğer tepside ıslandırılmış olan ekmek kadayıfı yavaşça şerbetli tepsiye konur.
Yavaş yavaş tepsi çevirilerek ısının her tarafa aynı derecede gitmesi sağlanır. Bu arada bir kaşık yardımı ile tepsinin kenarındaki şerbetin alınarak ekmek kadayıfının üstüne dökülür. Bu işlem ekmek kadayıfının şerbeti eminceye kadar devam edilir.
|
Gönderen: editor Tarih: 04.05.2009 Saat: 10:24 (818 okuma)
(Devamı... | 2669 byte kaldı | yorumlar? | TATLILAR | Puan: 21.9) |
|
|
ZİYARET RAPORU
| Pazartesi | 608 |
| Salı | 1153 |
| Çarşamba | 591 |
| Perşembe | 485 |
| Cuma | 522 |
| Cumartesi | 562 |
| Pazar | 345 |
| Toplam: | 267064 |
| En Çok: | 6978 |
|
KÖŞE YAZARLARI
A.Selçuk ACUNSALAbuzer HAKLICosta ZARİFİSFevzi MORAYMehmet ÇAKIRAĞAMurat YILMAZMustafa Kutsi TÜMER

|
Henüz Yazı Eklenmemiş | Mümtaz SALİHOĞLUNasrullah DOĞANOktay ÇAĞLAROsman KARAHANOĞLUPerran KUTLUSalih KARACANSencer KUTLUŞule PEKCANTuğrul ERÇETİNYüksel CAVLAK
|
|